DOLAR 30,2888 0.37%
EURO 32,9632 0.46%
ALTIN 1.976,890,41
BITCOIN 12082260,54%
Diyarbakır

PARÇALI AZ BULUTLU

13:20

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Yusuf Barutçu

Yusuf Barutçu

18 Mayıs 2026 Pazartesi

NEDEN?

NEDEN?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yazı: Yusuf Barutçu

Otuz yıl kadar ifa ettiğim görevimin büyük çoğunluğunu Sokak Polisi olarak tamamladım.

Trafikten Terör şubeye kadar bir çok birimlerde bulundum

Vuku bulan bir olayı değerlendirmek, eleştirmek, kınamak ve daha iyisini ortaya çıkarmak, art niyet ve ukalalık taşımadığı sürece elbette güzeldir. Ancak ben, şahısların eylemlerini değerlendirmek yerine her zaman konuyu sosyolojik olarak değerlendirmeyi tercih ettiğimi belirtmek isterim.

Bizzat yaşadığım olaylardan birkaç tanesini, anlaşılması açısından sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlçe Adliyesi’nde eleman yetersizliği nedeniyle tek başıma bina güvenliğinden sorumluydum. Cumartesi olduğu için kimsecikler yoktu. Yalnız, geçmiş zamanda terörle veya ağır ceza ile ilgili bir mahkeme gerçekleşiyordu.

25-30 yaşlarında iki kişi geldi ve içeri girmek istediler. Ben de “Bugün tatil, içeride muhatap hiçbir kurum yok, içeri giremezsiniz, girmek için de bir sebebiniz yok” dedim. Şahıslar yukarıda mahkeme olduğunu ve katılmak istediklerini belirttiler. Ancak bana verilen talimat, kimseyi içeriye almamam yönündeydi.

Şahıslar ısrarla içeri girmek istediklerini söyleyince durumu bir kez daha izah ettim. Bunun üzerine “Niye giremiyoruz, biz terörist miyiz? En doğal hakkımız. Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun?” gibi alıştığımız klasik cümleleri sarf etmeye başladılar.

Tüm polisler nezaket doludur; vatandaşı baş tacı ettiğimiz, azami değer verdiğimiz içindir ki ben de ana kapıyı saygı, sevgi ve nezaket çerçevesinde açarak muhatap oldum. Nereden bilinir ki vatandaş seviyesiz, terbiyesiz ve art niyetli davranacak!

Neyse, fazla uzatmayayım. İtişmeyle başlayan boğuşma neticesinde iki kişiyi derdest edip kelepçeyi vurdum, telsizi mandallayıp yardım talebinde bulundum. Birbirimizden davacı olduk.

Bir yıl kadar görev yaptığım ilçeden tayinle ayrılmıştım. Hâla şaşırıyorum; açık adresimi bulamadıkları için birkaç yıl sonra otelde ailemle tatil yaptığım ilk gece, sabahın dördünde yatağımdan ifadem için meslektaşlarım beni aldılar. Yine şaşkınlığımı bağışlayın ama adliyeyi korudum, adli personelin canı için canımı ortaya koydum, görevimi yaptım. Fakat yatağından kaldırılan, tatili kabusa çevrilen, rahatsız edilen, defalarca uykusuz, aç ve yorgun kalarak adli mercileri aydınlatmak için bir davaya beş kez giden de maalesef ben oldum!

Bunlar, aktif polis memurlarına basit ve minik hayat hikâyeleri. Tabii ki daha beterleri var.

Yine bir ilçede Polis Merkezi Amirliği’nde yeniyim. Arkadaşlarımın çoğunun samimi olduğu bir vatandaş vardı ama ben nedense aldığım eğitim, titizliğim ve fıtratım gereği o vatandaştan hoşlanmamıştım.

Bana yakınlık kurmak için gecenin bir yarısı sigara istedi. Ben de “Sana verecek sigaram yok maalesef” dedim. Adam bunu hazmedemeyip…

İçmiş, karakolun yanından geçen sokakta bir fren sesi duyduk. Olay adliyeye intikal ettiği için fren mesafesini dahi ölçtük; tam 21 metre fren basmıştı. “Seninle görüşeceğiz, sen kendini ne sanıyorsun, sana kim olduğumu göstereceğim” gibi yine klasik, alışıldık tehdit, küfür ve hakaretler akabinde oradan pati çektirerek uzaklaştılar.

Tüm personel öfkelendi, aracı aramaya başladık. Karakol mıntıkasında bir tepede bulup yakaladık. Araçtan inmiyorlardı. Ben yanındaki şahsı ikna etmek için konuştuğum esnada diğer şahıs araçtan inmiş ve bana okkalı bir yumruk atmıştı. Kaldırımın kenarına isabet eden belimde hâlâ üç fıtık çekiyorum.

Yine bahsettiğim kişiyi karakola getirdik. Yanındakinin alakası yok diye bilgi edinip gönderdik. Ancak bahsettiğim şahıs karakolda taşkınlığına ve çirkefliğine devam etti. Arkadaşlarla zapt etmeye çalışırken cam çerçeve dağıldı, karakoldaki boy aynası patladı, parmağımdan cam parçası ile yaralandım; izi hâlâ parmağımda duruyor.

İçime dert olan ise bir fiske dahi o şahsa vuramamış olmamdı. Fezleke hazırlandı. O zamanlar flaş disk vardı; tüm yaptıklarını kayıt ve delil altına aldık. Ama ben işi sıkı tutuyorum. Önce fezlekede disk olmadığı iddia edildi, gidip baktık; gerçekten de disk dosyadan çıkarılmıştı, yoktu! Tekrar ek olarak disk hazırlayıp dosyaya koyduk.

Birkaç yıl sonra Adli Tıp’a çağırılacağım belirtildi ama öyle bir şey olmadı. Sonuç ne oldu sizce? Böyle bir dosyaya takipsizlik verildi. Hayret değil mi? O zaman da tanıdıkları her kim ise böyle bir olay sonuçsuz, cezasız kalıyordu!

Maddi durumları sorun olan bizlerin dava için tutacağı avukat parası olmadığı için o yıllarda yokluğun dibini yaşıyorduk. Param yoktu, avukat tutamadım. Neler neler geçti başımızdan; yazacak olsak birkaç kitap olurdu bence. Sizlerin benzer hikâyelerden çok daha fazlasını anladığınızı düşünüyorum.

Nasrettin Hoca’mızın fıkrasında dediği gibi: “Bana afedersiniz eşekten düşeni getirin!”

Yahu uzun uzun ne diye bize hikâyeler anlatıyor şimdi bu adam demeyin sakın! Yukarıdaki hikâyelerin yüzlercesini bizzat yaşamış biri olarak çeyrek asırdan fazla aynı istikamette, aynı azimde, aynı yardımseverlikte ve dürüstlükte hiç bozulmadan devam ettik. Şimdi olsa yine aynı şekilde olurduk ve oluruz. Ama hikâye sonucu yaralanmak, sakat kalmaktan öte nice ölümler gerçekleşiyor ve bizler canımızdan oluyoruz.

Sizler böylesi yüzlerce olayı yaşayıp sakat kalsanız, haksızlığa defalarca maruz kalsanız ne yapardınız?

…….

“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar!”

Bizler, devletin ve milletin varlığını muhafaza için yetiştirilen özel kişilikleriz. Bir polisin yetiştirilmesinde harcanan maddi ve manevi emeği ancak ve sadece bir polis bilebilir.

Devletin ödediği bedellerden hiç bahsetmeyeceğim ama bizlerin de artık polis olarak hak ettiği değeri almanın zamanı çoktan geldi ve geçti bile.

Bu konunun izahı, yaşanan birkaç hikâye ya da üç beş madde ile dile gelemeyeceğini bilmenizi isterim.

……….

Emniyet Teşkilatımızın Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) yeri ve Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu’nda (PVSK) düzeltilmesi gereken o kadar çok madde var ki, bunun tamir, tadilat ve düzenlemesi yaşanılmış hikâyelerden ve bizzat yaşayarak görmüş kişilerden fikir almak suretiyle, hukuk adamlarından mürekkep doktrinlerle düzenlenmesi artık kaçınılmaz bir durum diye düşünüyorum.

Yumuşak kanun mu, sert kanun mu? Hangisi?

Bize kalsa hiçbiri! Hak ne ise o; ne eksik ne fazla olmalı. İvedi düzenlemeler yapılmalı.

Bilirsiniz ki su hayattır; çok fazla su ise hayat vericiyken zehir olabilir, zarar verebilir!

Tepeden kanuni düzeltmelerin yapılmaması, güncellenmemesi; sadece Emniyet Teşkilatımız, Jandarma ve Milli Eğitim değil, tüm kurumlarda telafisi mümkün olmayan, ciğerimizi yakan, dağlayan vahim olaylara sebebiyet vermektedir ve devam da edecektir.

Konu ile alakalı defalarca gündeme oturan sözler, vaatler verilen biz Emniyet mensuplarının (çalışanı, emeklisi, gazisi, ailesi) “bu kez oldu, bu kez düzelecek” diye ümit ettiği düzenlemelerin, iyileştirmelerin kırk yıldan fazla hikâyesini dinlemiş biri olarak tatmin edici bir gelişmeyi ne yazık ki görmek nasip olmadı!

Bizler hakkında çok güzel fikirler beyan ederek gönlümüze giren, sevgimizi kazanan Sayın İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi’nin düşündüğümüzün çok üstünde radikal kararları icraata dökeceğinden eminiz.

Derdimizle dertlenip acımızı bizler kadar hissedebilmeniz temennileriyle…