28 Ekim 2025 Salı
GENÇLERE ÇAĞRI
Günümüzde kalesi içinde kalan şehir yok gibidir. Diyarbakır, bu yönüyle Istanbul'dan önce gelir.
ÇAMLICA İSYANDA DOĞA ÇÖKÜYOR, MAHALLELER AYAKTA”
Gaffar Okkan modeli Dilovası’nda mı yaşatılıyor?
Tarihçi İlber Ortaylı Hayatını Kaybetti
GENÇLERE ÇAĞRI: GÖZÜNÜZÜ AÇIK T
UTUN, YOLUNUZU SİZ ÇİZİN
Genç olmak; hızla akan bir nehirde yüzmektir. Her yerden bilgi, vaat, fırsat ve tuzak aynı anda gelir. Hangisinin geleceğe açılan bir kapı, hangisinin geri dönülmez bir karanlık olduğunu ayırmak hiç kolay değil. Ama bir şey kesin: Bu hayatın direksiyonunda siz varsınız. Sorumluluktan kaçıldığında direksiyonu başka biri kapar ve o kişi sizin iyiliğinizi düşünmeyebilir.
Bugünün dünyasında tehlikeler eskiye göre daha sinsi. Eskiden sokakta risk vardı; şimdi risk cebimizdeki telefonda. Sosyal medya, gözümüzü kırpmadan kim olduğumuzu, ne aradığımızı, neye ihtiyaç duyduğumuzu okuyan dev bir laboratuvar gibi çalışıyor. Yanlış kişilere güvenmek, tek bir mesajla hayatın tüm yönünü değiştirebiliyor. Siber zorbalık, yasa dışı içerikler, dolandırıcılık yöntemleri… Hepsi parıltılı bir ambalajla sunuluyor. Gerçek yüzünü fark ettiğinizde ise çoğu zaman çok geç olabiliyor.
“Bana bir şey olmaz.” Bu cümle, gençliğin en büyük tuzağıdır. Her suç haberinin bir öncesi vardır: uyarıları görmezden gelmek. Madde bağımlılığı, çetelere yönelme, erken suç sarmalı… Bunlara düşen gençlerin çoğu, “arkadaş ortamı” ve “merak” kelimelerinin ardına saklanan tehlikeleri hafife aldı. Oysa hayatın dönüşü olmayan yokuşları var. Bir yanlış karar, kimliğinize bir damga gibi kazınabilir.
Güvenlik yalnızca polisin görevi değil. Güvenlik; farkındalık, bilgi, cesaret ve “hayır” diyebilme becerisidir. Kendine, bedenine, geleceğine sahip çıkmak; en büyük savunma mekanizmasıdır. Size zarar verme potansiyeli olan kimseye minnet borcunuz yok. Bir tehlike sezdiğinizde uzaklaşmak güçsüzlük değil, bilgeliktir. Kimseye kendinizi kanıtlamak zorunda değilsiniz.
Güç, akılda başlar. Hızlı karar veren değil; doğru karar veren hayatta kalır. Merak edin, araştırın, sorgulayın. Çünkü karanlık en çok sorgulamayanları sever. “Herkes yapıyor” düşüncesi sizi asla korumaz. Bilgisiz cesaret, uçurumun kenarında koşmaktır.
Bugünün gençleri, yarının polisleri, öğretmenleri, doktorları, girişimcileri, anne babaları… Hepiniz bu toplumun omurgasısınız. Karanlık senaryoların bir parçası olmak yerine, çözümün merkezinde durun. Tehlike geldiğinde gözlerinizi kaçırmayın; tam karşısına bakın. Riskleri görmek, özgürlüğü korur. Unutmayın: Hayatınız değerlidir. Geleceğiniz değerlidir. Siz değerlisiniz.
Kendinizi korumak, cesaretin en saf hâlidir. Yol sizindir; gözünüz açık olsun. Bu toplumun size ihtiyacı var.
Aile Danışmanı
Birgül BOZKAYA

Gençliğin Gücü: Suçtan Uzak, Hayata Yakın
Gençlik, enerjisi, yeniliklere açıklığı ve değişim gücüyle toplumun en kıymetli dönemlerinden biridir. Ancak bu güçlü dönemin aynı zamanda riskler ve tehlikelerle iç içe olduğunu da unutmamak gerekir. Özellikle yanlış çevre, bağımlılıklar ve şiddete yönelim gibi etkenler gençleri suçun kıyısına sürükleyebilir. Burada en kritik mesele, gençlerin potansiyelini doğru yönlendirmek ve onların topluma faydalı bireyler olmalarını desteklemektir.
Gençlik, geleceği şekillendirme kapasitesine sahiptir. Bu nedenle öncelikle ailelere büyük görev düşmektedir. Çocuğu anlamaya çalışan, onunla sağlıklı iletişim kuran bir aile ortamı, gençlerin güvenli limanı olur. Araştırmalar, ailesi tarafından desteklenen gençlerin suçla ilişkisinin çok daha düşük olduğunu göstermektedir. Tam tersi durumda ise yalnızlık, anlaşılmama ve değersizlik duyguları, genci riskli davranışlara itebilir.
Bununla birlikte, eğitim kurumları da gençleri hayata hazırlayan en önemli alanlardan biridir. Okullar sadece bilgi aktaran değil, aynı zamanda değerler öğreten, kişiliği şekillendiren mekânlardır. Öğretmenlerin gençleri sadece derslerinde değil, sosyal yaşamlarında da desteklemesi; onlara cesaret vermesi; doğruyu, yanlışı gösterebilmesi çok önemlidir.
Toplumun güvenliğini sağlayan polis teşkilatı da gençlere rehberlik etme sorumluluğunu taşır. Polisle gençler arasındaki bağ, yalnızca “suç ve ceza” ekseninde kurulmamalıdır. Gençler polisin yanında güvende hissetmeli, gerektiğinde onlardan destek alabileceklerini bilmelidir. Polis ile gençler arasındaki bu güven ilişkisi, suçun önlenmesinde en güçlü adımdır.
Gençleri suçtan uzak tutmanın en etkili yollarından biri, onların enerjisini olumlu alanlara yönlendirmektir. Spor, sanat, gönüllülük faaliyetleri ve toplumsal projeler gençlerin hem aidiyet duygusunu geliştirir hem de sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasını sağlar. Boş vakitlerini
doğru değerlendiren gençler, riskli davranışlara çok daha az yönelir.
Burada bir diğer önemli nokta da teknoloji kullanımıdır. İnternet, gençler için büyük bir fırsat olduğu kadar ciddi bir tehlike de barındırır. Siber zorbalık, yasa dışı içerikler veya bağımlılık yaratan oyunlar, gençleri görünmez bir suç sarmalına çekebilir. Ailelerin ve eğitimcilerin, gençlerin dijital dünyadaki varlıklarını takip etmesi ve bilinçlendirmesi şarttır.
Sonuç olarak, gençlik toplumun en güçlü ve umut dolu dönemidir. Onları suçtan uzak, hayata yakın tutmak; ailelerin, öğretmenlerin, güvenlik birimlerinin ve tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Gençliğin gücü doğru kanalize edildiğinde, yalnızca bireylerin değil, bütün toplumun geleceği güvence altına alınır.
Gençlerin hayat yolculuğunda destek almak isteyen aileler için Aile Danışmanı Birgül BOZKAYA Psikoloji Danışmanlık Merkezi – 0552 886 2121 her zaman yanınızdadır.
Hayatın İnişli Çıkışlı Yolculuğu ve Sabırla Ayakta Kalmak
Aile Danışmanı Birgül BOZKAYA
Hayat, hiçbir zaman dümdüz bir çizgi gibi ilerlemez. Bazen huzurlu bir vadide yürür gibi rahat adımlar atarız, bazen de dik bir yokuşu tırmanır gibi zorlanırız. Bu inişli çıkışlı yolculuk, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Hepimiz, farklı zamanlarda beklenmedik zorluklarla, hayal kırıklıklarıyla, kayıplarla karşı karşıya geliriz. Önemli olan, bu anlarda gösterdiğimiz duruş, sabır ve azimdir.
Zorluk anlarında ilk his genellikle çaresizlik olur. Birçok insan bu noktada pes etme eğilimi gösterir. Oysa psikolojik dayanıklılık dediğimiz kavram, tam da burada devreye girer. Dayanıklılık, zorluklar karşısında kırılmak yerine esneyebilmek; düşmek yerine ayakta kalabilmek demektir. Bunun temelinde ise sabır vardır. Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; mücadele ederken umutla ilerlemeye devam etmektir.
Günümüzde hayatın temposu oldukça hızlı. İş yükü, aile sorumlulukları, ekonomik sorunlar, sağlık problemleri… Bunlar insanın omuzlarına ağır bir yük bindirebiliyor. Ancak şunu unutmamak gerekir: Her zorluk geçicidir. Ne kadar uzun sürerse sürsün, hiçbir fırtına sonsuza kadar devam etmez. Yağmur diner, bulutlar dağılır ve güneş yeniden görünür. Önemli olan bu fırtınalı dönemde sakin kalabilmek ve gemimizi suyun üzerinde tutabilmektir.
Sabır, yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal bir gerekliliktir. Özellikle bizler gibi topluluk bilinci yüksek toplumlarda, yaşadığımız zorluklar yalnızca bizi değil, yakın çevremizi de etkiler. Bir ailede bir birey zor günler geçiriyorsa, bu durum tüm aile dinamiğini değiştirir. Bu nedenle sabır, aynı zamanda birbirimize destek olmayı, empati kurmayı ve dayanışma göstermeyi de içerir.
Bazen yaşadığımız olumsuzluklar, bize önemli dersler verir. Kayıplar bize kıymet bilmeyi, başarısızlıklar bize yeniden denemeyi, beklenmedik değişimler ise esnek olmayı öğretir. Yaşadığımız her tecrübe, bir sonraki adımımız için bize güç katar. Tıpkı spor salonunda ağırlık kaldırmanın kaslarımızı güçlendirmesi gibi, hayatın yükleri de ruhsal kaslarımızı güçlendirir.
Unutmayalım ki sabır, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir dirençtir. Sabrederken elimizden geleni yapmak, çözüm yolları aramak, çevremizden destek istemek sürecin önemli bir parçasıdır. Bazen de olaylara bakış açımızı değiştirmek gerekir. Kontrol edemediğimiz durumlarda, olaylara değil, tepkilerimize odaklanmak en akıllıca yoldur.
Her inişin bir çıkışı, her kışın bir baharı vardır. Hayatın inişli çıkışlı oluşunu kabul ettiğimizde, zorluklar karşısında daha güçlü hissederiz. Bu kabul, bizi hem duygusal olarak olgunlaştırır hem de gelecekteki engellere karşı daha hazırlıklı hale getirir.
Sonuç olarak, hayatta sabır ve azimle yol almak, her bireyin hem kendisi hem de çevresi için yapabileceği en değerli katkıdır. Unutmayın: Zorluklar sizi durdurmak için değil, sizi güçlendirmek için vardır. Siz yeter ki yürümeye devam edin; yollar, sonunda sizi aydınlığa çıkaracaktır.
Aile Danışmanı Birgül BOZKAYA
📞 0552 886 2121
Instagram: @ailedanismani_birgul
SESSİZ ÇIĞLIKLAR: Polis İntiharları Üzerine Aile Danışmanı Gözüyle Bir Değerlendirme
Aile Danışmanı Birgül BOZKAYA
Polisler toplumun güvenliği için gece gündüz demeden görev
yaparken, çoğu zaman görünmez yükler taşırlar. Ancak bu yük, bazen bir insanın taşıyabileceğinden daha fazlası olabilir. Sessizce içine kapanan, derdini paylaşamayan, tükenen ve sonunda hayattan vazgeçen nice polisimizin ardından acı bir sessizlik kalır. Bu yazıda bir aile danışmanı olarak, polis intiharlarını aile boyutuyla ele almak, bu sessiz çığlıkları görünür kılmak istiyorum.
Tükenmişliğin Sessiz Adımları
Polislik, yüksek stresin, ani kararların, tehlikeli görevlerin ve duygusal yıpranmanın mesleğidir. Ancak bu meslek, sadece bedeni değil; ruhu da örseler. Toplumun güvenliği için görev başında duran bir polis, çoğu zaman kendi iç dünyasında fırtınalar yaşar. Bastırdığı duygular, paylaşamadığı acılar, yaşadığı çatışmalar zamanla birikir.
Bu birikim, tükenmişliği doğurur. Kimi zaman suskunlukla, kimi zaman öfkeyle, kimi zaman da içe kapanmayla kendini gösterir. İşte bu noktada, ailelerin gözlemleri ve destek sistemleri hayati önem taşır.
Polis Ailesi Olmak: Fedakârlığın Sessiz Yüzü
Bir polis eşinin, çocuğunun ya da annesinin yaşadığı kaygı çoğu zaman görünmezdir. “Güçlü olmalıyım, belli etmemeliyim” düşüncesi sadece polis bireyde değil, ailesinde de yerleşmiştir. Ancak gerçek şu ki; evde yaşanan iletişimsizlik, duygusal uzaklık ve anlayışsızlık, intihar riskini artıran önemli faktörlerdir.
Danışanlarım arasında, polis eşlerinden sıkça duyduğum şu cümle çarpıcıdır:
“Onu kaybettikten sonra ne yaşadığını daha net anladım, keşke daha önce konuşabilseydik.”
Bu tür cümleler, geç kalınmış farkındalıkları gösterir. Oysa ki erken dönemde verilecek destek, doğru yönlendirme ve duygusal bağların güçlendirilmesi, yaşanabilecek trajedilerin önüne geçebilir.
İntihar Bir Zayıflık Değil, Görülmemiş Acının Çığlığıdır
Birçok kişi hâlâ intiharı “zayıflık” ya da “kaçış” olarak görür. Oysa intihar, çaresizlik içinde kıvranan bir ruhun, duyulmayı bekleyen çığlığıdır. Bu noktada toplumun her kesimine, özellikle de meslek kurumlarına ve ailelere büyük görev düşmektedir.
Aile Danışmanları Ne Yapabilir?
Aile danışmanları, sadece çiftler arasında değil; bireyin tüm aile sistemiyle olan ilişkisini güçlendirmeyi hedefler. Bu bağlamda:
Sonuç Yerine: Bir Hayatı Yaşatmak
Polis intiharları, sadece bireysel bir kayıp değildir. Her intihar, arkasında bir aile, bir çocuk, bir eş ve yarım kalmış hayaller bırakır. Bizler, bu sessiz çığlıkları duymalı; sadece kriz anında değil, öncesinde de destek olabilmeliyiz.
Unutmayalım, duygular bastırıldıkça büyür. Konuşulmayan her şey, birikir. Geri dönülmez kayıpları yaşamadan önce, fark edelim. Destek isteyin, destek olun. Çünkü bir kişinin hayatı, bir toplumun vicdanıdır.
Birgül BOZKAYA
Aile Danışmanı – İletişim Psikoloji Danışmanlık Merkezi
📞 0552 886 21 21
📍 Bireysel ve Aile Danışmanlığı | İlişki Problemleri | Travma ve Kriz Müdahalesi
Bayramlar Birliktir, Polisimiz Güvencemizdir
Bayramlar;
sevgiyle bir araya gelmenin, kırgınlıkları geride bırakmanın, aile bağlarını güçlendirmenin en kıymetli vesilelerinden biridir. Bu özel günler, sadece bir tatil değil; kalplerin yumuşadığı, insanların birbirine yaklaştığı, değerlerin hatırlandığı manevi bir buluşmadır.
Ancak biz bayramı huzur ve güven içinde geçirirken, kahraman polislerimiz görevlerinin başında, gece gündüz demeden milletin huzuru için fedakârca çalışmaya devam ediyor. Onlar, sadece güvenliğimizi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda çocuklarımızın bayram sabahına güvenle uyanabilmesinin teminatı oluyorlar.
Polis camiası, vatan sevgisinin, disiplinin ve özverinin sembolüdür. Bayram sabahında çocuklarından ayrı olan bir polis babanın ya da görevdeki bir polis annenin kalbindeki hissi anlamak, bize düşen en büyük insanlık görevlerindendir. Aile danışmanı olarak polis aileleriyle yaptığım görüşmelerde şunu çok net görüyorum: Bu meslek bir görevden öte bir yaşam biçimi, bir adanmışlık hikâyesidir.
Bu nedenle, sadece polislerimize değil; onların kıymetli eşlerine, sabırla bekleyen evlatlarına ve dua eden anne babalarına da minnet borçluyuz.
Bu bayram, polisimizin emeğini takdirle analım, çocuklarımıza onların yaptığı fedakârlıkları anlatalım. Çünkü güçlü toplum, güçlü aile ile; güçlü aile ise güvenle yaşanan bir vatanla mümkün olur. Ve o güvenin teminatı, kahraman polislerimizdir.
Tüm emniyet teşkilatımızın, onların fedakâr ailelerinin ve aziz milletimizin Kurban Bayramı’nı içtenlikle kutluyor; sağlık, huzur ve birlik dolu nice bayramlar diliyorum.